Boşanmada Altınların İadesi

YARGITAY
6. Hukuk Dairesi 2009/2864 E.N , 2009/3806 K.N.

İlgili Kavramlar

İSPAT YÜKÜ
TALEPLE BAĞLILIK
ZİYNET EŞYALARININ İADESİ

Özet
TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 6. MADDESİ HÜKMÜ UYARINCA, KANUNDA AKSİNE BİR HÜKÜM BULUNMADIKÇA, TARAFLARDAN HER BİRİ, HAKKINI DAYANDIRDIĞI OLGULARIN VARLIĞINI KANITLAMAKLA YÜKÜMLÜDÜR.

ZİYNET EŞYALARI, NİTELİKLERİ İTİBARİYLE SAKLANABİLEN, TAŞINABİLEN EŞYALARDAN OLDUĞUNDAN, KURAL OLARAK KADININ ÜZERİNDE BULUNDUĞU KABUL EDİLMELİDİR.

DAVACI, DAVA KONUSU EŞYALARIN SADECE BEDELİNİ TALEP ETTİĞİNE GÖRE, BU TALEP AŞILARAK AYNEN İADEYE, BUNUN MÜMKÜN OLMAMASI HALİNDE BEDELİNİN TAHSİLİNE KARAR VERİLMESİ DOĞRU DEĞİLDİR.
İçtihat Metni

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan alacak davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacı tarafından süresi içinde istenilmekle, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

Uyuşmazlık, çeyiz ve ziynet eşyalarının bedelinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, çeyiz eşyalarının aynen, mümkün olmadığı takdirde 1.050 YTL olan bedelinin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde de bir isabetsizlik

bulunmamasına göre, temyiz eden davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davacı vekilinin ziynet ve hüküm altına alınan ev eşyalarına ilişkin temyiz itirazlarına gelince,

Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkili ile davalı Okan’ın 2006 yılında evlendiklerini, düzenlenen 26.08.2006 tarihli çeyiz senedi ile dava konusu edilen ziynetler ve ev eşyalarının davacı ve eşine bağışlandığını, tüm ziynet eşyalarının ortak konuta götürüldüğünü, ancak bir süre sonra davalı eş ve ailesinin davacıyı ortak konuttan çıkardıklarını, dava konusu eşyaların davalıların yedinde kaldığını belirterek, eşyalardan davacının payına düşen 20.000 Euro’nun yasal faizi ile tahsilini talep etmiştir. Davalılar vekili, davanın aile mallarının tasfiyesine yönelik olup, açılan boşanma davasının sonucunun beklenmesini, davalı Necip’in davalı eşin babası olduğunu, söz konusu senedi tanık sıfatı ile imzaladığını, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, senette yazılı tüm eşyaların davalılar tarafından satın alındığını, davacı tarafından ziynetlerin evi terk ederken beraberinde götürüldüğünü, eşyaları ise teslim etmeye hazır olduklarını savunmuştur.

Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.

Davacı, dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı ise, onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle, bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer.

Diğer taraftan, ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürü-lebilen türden eşyadır. Bu nedenle, evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak, ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğu kabul edilmelidir.

Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır.

Olayda, davacı kadın evi son terk ettiği tarih itibariyle dava konusu ziynet eşyasının götürülmesine engel olunduğunu ve zorla elinden alındığını, daha önce de götürme fırsatı elde edemediğini dinlettiği tanıkların beyanı ile ispat edememiştir. Bununla birlikte davacı, dava dilekçesinde wher türlü yasal kanıt” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan, davacıya ziynetlerin elinden alındığı, götürülmesine engel olunduğu, davalı tarafta kaldığı konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Diğer yandan dava dilekçesinde, dava konusu edilen ve çeyiz eşya senedinde belirtilen eşyaların bedelinin tahsili istenmiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulü ile senette belirtilen onüç parça ev eşyasının 1/2 payının aynen, mevcut değilse bedeli olan 1.050 YTL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. HUMK’nın 74. maddesi hükmü gereği hakim, tarafların iddia, savunma ve istekleri ile bağlı olup, ondan fazlasına ya da başka bir şeye hükmedemez. Davacı, dava konusu eşyaların sadece bedelini talep etmiş olmasına karşın, mahkemenin bu talebi aşarak hüküm altına aldığı ev eşyalarının aynen iadesine, bunun mümkün olmaması halinde değerinin tahsiline karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır.

Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda (2) no’lu bentte yazılı nedenlerle (BOZULMASINA) ve istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 28.04.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Boşanma Davasında Velayet ve İştirak Nafakası

3. Hukuk Dairesi 2010/14433 E., 2010/16126 K.
İŞTİRAK NAFAKASI

VELAYET

 

 

İŞTİRAK NAFAKASI VELAYETİN FİİLEN KULLANILMASINA BAĞLI BİR HAKTIR. VELAYET KENDİSİNDE OLAN EŞ ÇOCUĞA BAKMAYIP DİĞER TARAF ÇOCUĞA BAKIYORSA, ÇOCUĞA BAKAN TARAF VELAYETİN NEZİ DAVASINI AÇMADAN DOĞRUDAN İŞTİRAK NAFAKASI TALEBİNDE BULUNABİLİR.

 

Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü.

Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili ile davalının boşandıklarını, boşanma sonucunda müşterek küçük çocuk Nazan’ın velayetinin davalı babaya verildiğini ve ilamın kesinleştiğini, ancak, davalı babanın yurt dışında çalıştığını, müşterek çocuğun müvekkili olan davacı annenin yanında kaldığını, anne tarafından bakıldığını, davalının (babanın) ise hiçbir katkısının bulun-madığını, müvekkili davacının asgari ücretle çalıştığını ve müşterek çocuğun orta okulda eğitim görmesi nedeniyle anne tarafından ihtiyaçların karşılanamadığını, davalı babanın katkısının gerektiği ileri sürülerek aylık 1.000 TL iştirak nafakasının davalıdan tahsili talep ve dava edilmiştir.

Davalı vekili cevabında; müşterek çocuğun 4 yıldır davacının (annenin) yanında kaldığını, ancak, velayetinin davalı babada bulunduğunu, bu nedenle davacının iştirak nafakası davası açamayacagı savunmasında bulunularak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, müşterek çocuğun davacı anne yanında kaldığı sabit ise de; velayetinin davalı babada bulunduğu, öncelikle velayetin değiştirilmesinin gerektiği, velayet değiştirilmeden nafakaya hükmolunmasının karışıklığa neden olabileceği, davacı tarafından velayetin değiştirilmesine ilişkin dava açılmadığı, velayetin değiştirilmesine ilişkin karar verilmediğinden nafakaya da hükmolu-namayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Boşanma sonucunda müşterek çocuğun velayetinin davalı babaya verildiği ve halen velayetin davalı babada bulunduğunda uyuşmazlık yoktur. Davalı baba yurt dışında çalışmakta olup, dört yıldır müşterek çocuk davacı annenin yanında kalmakta olup anne tarafından bakılmaktadır. Dava 2006 yılında açılmıştır. Bu konularda da taraflar arasında uyuşmazlık yoktur.

TMK’nın 327. maddesinin 1. fıkrasında “çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler anne ve baba tarafından karşılanır”, aynı Kanun’un 328/1. maddesinde “ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder”, 329/1. maddesinde de “küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir” hükmü yer almaktadır.

Somut olayda, davalı baba yurt dışında olup, müşterek çocuğa dört yıldır fiilen anne bakmaktadır. İştirak nafakası velayetin fiilen (eylemli olarak) kullanılmasına bağlı bir haktır. Velayet anne veya babada olup da, şayet velayet kendisinde olan eş çocuğa bakmayıp karşı taraf çocuğa bakıyorsa, çocuğa bakan, velayetin nezi davası açmak zorunda olmadan doğrudan iştirak nafakası talebinde bulunabilir. Velayet değiştirilmeden çocuğa bakan iştirak nafakası davası açıp iştirak nafakasına hükmolunduktan sonra çocuk velayetinde bulunduğu tarafın yanına giderse, bu taraf nafakanın kaldırılmasını her zaman isteyebilir ve nafaka kaldırılır. Açıklanan nedenlerle davacı anne yanında kalan ve anne tarafından bakılan müşterek çocuk için hakkaniyete uygun bir miktarda iştirak nafakasına hükmolunmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karşılıklı Boşanma Davası

Y A R G I T A Y

2.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: KARAR NO:

2010/18624 2011/19304

DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma, Tedbir Nafakası (6100 S. HMK 240 – 265. maddeleri.)

 

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm her üç dava yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davalı-davacı kadın vekiline 11.05.2009 günlü oturumda tanıklarının dinlenilmesi için verilen kesin sürede, mahkemenin yargı çevresi dışında bulunan davalı-davacı tanıklarının istinabe (talimat) yoluyla dinlenilmesi için gerekli olan işlemler ve giderler gösterilmemiştir. Bu bakımdan istinabe yoluyla dinlenilmesi gerekli olan tanıklar yönünden verilen kesin süre sonuç doğurmamıştır. Davalı-davacı kadın vekili bu tanıklarını dinletme isteğinden vazgeçmiş de değildir. Açıklanan sebeplerle, davalı-davacı kadın tanıkları F…, B…, C…, F… ve B…’nın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240-265 maddeleri gereğince dinlenilmesi işleminin yapılması, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip gerçekleşecek sonucu uyarınca her üç dava hakkında bir karar verilmesi gerekirken; davalı-davacı kadının hukuki dinlenilme hakkına (HMK.md. 27) aykırı olarak eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.22.11.2011 (Salı)

 

Boşanma Davasında Nafaka

2. Hukuk Dairesi 1995/8655 E., 1995/10533 K.
BOŞANMA

DAVET

İHTAR

NAFAKA

TEDBİR NAFAKASI

TERK

TERKTE HAKLILIK

“İçtihat Metni”
T.C.
Y A R G I T A Y
2.Hukuk Dairesi
Sayı

E:95/8655
K:95/10533
T:17.10.1995

Özet:Medeni Kanunun 132. maddesi uyarınca açılan boşanma davasında
ihtar alan üç ay içindeki bir tarihte çağırılan eşin açtığı tedbir nafakası
davası kabul edilmişse, eşlerin ayrı yaşamada haklı olduğu hükmen tesbit
edildiğinden ihtar sonuç doğurmaz.

Yukarıda tarihi, numarası, konusu ve tarafları gösterilen hükmün;
Dairenin 6.6.1995 gün ve 3987/6657 sayılı ilamiyle onanmasına karar
verilmişti. Adı geçen Dairemiz kararının düzeltilmesi istenilmekle, evrak
okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.
Toplanan deliller ve nafaka dosyasının incelenmesine davalının
27.1.1994’te müşterek evi terkettiği davacının 11.4.1994 ihtar isteğinde
bulunduğu bu konudaki kararın 21.4.1994’te tebliğ edildiği davalı kadının
ise 17.2.1994’te açtığı tedbir nafakasına ilişkin dava sonucu verilen kararı
10.6.1994’te kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Medeni Kanunun 132. maddesine göre davalının evlenmenin kendisine
yüklediği görevleri ifa etmemek maksadiyle müşterek evi terketmesi ve istek
tarihine kadar 2 aylık sürenin geçmiş olması gerekmekte olup davalının nafaka
davası kabul edildiğine göre dava tarihi olan 17.2.1994 günü itibariyle ayrı
yaşamakta hakkı olduğu sabit bulunduğundan ihtar geçersizdir.
Bu itibarla hükmün bozulması gerekirken temyiz incelemesi sırasında
bu yön gözden kaçmış ve hüküm onanmış olmakla onama kararının kaldırılması ve
hükmün bozulması uygun düşmüştür.

S O N U Ç : Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440 ve 442 maddeleri
gereğince karar düzeltme isteğinin kabulüne 3987/6657 sayılı onama kararının
kaldırılmasına ve hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin
harcının yatırana geri verilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 17.10.1995

 

MUHALEFET ŞERHİ

Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar
düzeltme isteğinin reddi görüşündeyiz. Bu itibarla sayın çoğunluğun görüşüne
katılmıyoruz.

Üye Üye

 

Boşanma Davası Nasıl Açılır

Y A R G I T A Y

2.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : KARAR NO:

2010/15046 2011/16097

KONU: Boşanma, Nafaka, Ziynet Eşyalarının İadesi (6100 S. HMK md. 240 vd)

 

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm 25.06.2010 tarihli ek karar ile esas hükümde reddedilen boşanma davası, kabul edilen kadının nafaka davası ve ziynet eşyası alacağı davasından vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

1-Tebligat Kanununun 41. maddesi gereğince Adli Yargı yerinde mahkemeler, mahkemelerde görevli memurları vasıtasıyla tebligat yapabilir. Ancak, tebligat mazbatasında tebliğ memurunun adı , soyadı ve imzasının gösterilmesi gerekir (Tebligat Kanunu md. 23/8). Mahkemece davanın esası hakkında verilen hükmün kalemde memur vasıtasıyla tebliğ edildiği halde, tebligatı yapan memurun kimliğinin açıklanmadığı görülmektedir. Bu nedenle, hükmün tebliği usule uygun olmadığından tebligat geçersiz ve temyizin süresinde olduğu anlaşıldığından; 25.06.2010 tarihli ek kararın bozularak kaldırılmasına karar verilmiştir.

2-Hükmün esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Tanıkların dinlenmesi konusunda verilen ara kararları ve kesin sürenin taraflarda duraksamaya neden olmayacak açıklıkta olması gerekir. Mahkemece davacı tanıklarının dinlenmesi konusunda kesin süre verilmişse de; tanık dinleme giderlerinin miktarı ara kararında açıkça gösterilip bildirilmemiştir. Tarafın tanığını duruşmaya getirme yükümlülüğü de bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacının bildirdiği tanıklarının duruşmaya usulünce çağrılıp, dinlenilme işlemi yapılmadan, eksik incelemeyle hüküm oluşturulması (6100 S. HMK. md. 240 vd. HUMK. md. 253 vd) usul ve yasaya aykırı olup ; bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen 25.06.2010 tarihli ek kararın yukarıda l. bentte gösterilen nedenle kaldırılmasına, temyiz edilen davanın esası hakkındaki hükmün ise yukarıda 2. bentte açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı-davalı kocanın davalı -davacı kadının nafaka davası ve ziynetlerden dolayı vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17.10.2011 (Pzt.)

 

Boşanma Davasında Malların Kaçırılması

Hukuk Genel Kurulu 2010/2-347 E., 2010/394 K.
BOZMA KARARI

DİRENME KARARI

KANUN YARARINA TEMYİZ

1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 429 ]

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “boşanma maddi ve manevi tazminat ve karşı davadan” dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2.Aile Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davada ise boşanma talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne, maddi tazminat talebinin reddine dair verilen 19.02.2008 gün ve 2007/489 E; 2008/189 K. sayılı kararın incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 15.09.2009 gün ve 2008/9048 E. 2009/5590 K. sayılı ilamı ile,

(…Davacı-davalı kadının ceza davasında şikayetten vazgeçmesi kocayı ceza kovuşturmasından kurtarmaya yöneliktir. Toplanan delillerden davalı-davacı kocanın davacı-davalı kadına sürekli fiziksel şiddet uyguladığı ve kovduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı kadın da dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında davacı-davalı kadının davasının da kabulüne karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile davacı-davalı kadının davasının reddi doğru görülmemiştir….)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 14.07.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.