Kategori arşivi: Ankara Boşanma Avukatı

Ankara’da Boşanma Avukatlığı Yapmak

Ankara, birçok kamu ve özel kuruşu içerisinde barındıran ve ülkemizin başkenti olan değerli illerimizden biridir. Ankara içerisinde birçok üniversite, kamu kuruluşları, ticari kuruluşlar ve çok büyük şirketler de yer almaktadır. Bu kadar çeşitli kuruluşun ve insanın bir arada olması ile de avukatlara oldukça çok iş düşmektedir.

Evlilik birçok gencin hayat planlamasında üst sıralarda yer alan bir düşüncedir. Bütün geleceğin şekillenmesi evlilik hayatına bağlıdır da diyebiliriz. Evlenirsiniz, kendinize bir hedef belirlersiniz; ev alacağım, araba alacağım, eşimle seyahate gideceğim ve rahat bir hayat için daha çok çalışacağım gibi planlar olabilir. Bu kadar planı da yerine getirebilmek için bir eşe ihtiyacınız var, ilk zamanlar eşiniz ile çok iyi anlaşabilirsiniz, bütün konularda hem fikir de olabilirsiniz. Çok mutlu bir hayatınız olduğunu düşünürken birden bütün işler ters gitmeye başlar, kavgalar, anlaşamamalar, sürekli hararetli tartışmalar gibi durumla karşılaşmanız kaçınılmaz gerçeklerdendir. Bu durumun sonucunda da iş boşanmaya kadar gidebilir, tabi bu durumda da bir avukata ihtiyacınız olacak. Boşanma avukatlığı, meslek olarak iyi bir iş olsa da bir ailenin yuvasını dağıtmasında bir unsur olmak da üzücü bir durumdur. Ankara gibi büyük bir ilde boşanma avukatlığı yapmanın avantajları olduğu gibi kötü yanları da bulunmaktadır. Ankara ‘da milyonlarca insan yaşıyor ve bu insanların birçoğu da evli, bütün evlilikler de düşünüldüğü gibi her zaman düzgün gitmiyor. Nüfusun çok olduğu yerlerde boşanma gibi vakaların da oldukça fazla olması kaçınılmaz bir gerçektir.

Ankara gibi bir yerde boşanma avukatlığı yapıyorsanız işsiz kalma gibi bir korkunuz olmaz, her gün belki de her saat boşanan bir çift ile karşı karşıya kalabilmeniz mümkün. Bu durumda da boşanma avukatların ciddi para kazanmaları da yüksek bir ihtimaldir. Tabi insan çeşidinin fazla olması maddi yönden avantaj sağlayabilir ama davasına bakacağınız kişinin karakteri konusunda karşınıza neler çıkabilir tahmin bile edemezsiniz. Her insanın eğitim seviyesi bir değil, boşanma davasında müvekkilinin eşi tarafında baskı altında kalabilirler, hatta avukatları tehdit etme ihtimalleri bile bulunmaktadır. Ankara’da boşanma avukatlığı güzel gibi görünse de ciddi derecede zorlukları da bulunmaktadır.

Boşanma Edinilmiş Ortak Mallar

2. Hukuk Dairesi 2006/9383 E., 2007/1228 K.
EDİNİLMİŞ MALLARA ORTAKLIK

MAL REJİMİNİN SONA ERMESİ

ZAMANAŞIMI

4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 5 ]

4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 178 ]

818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 125 ]

“ÖZET”

KATILMA ALACAĞININ ZAMANAŞIMI KONUSUNDA 4721 SAYILI YASA’DA BİR HÜKÜM YOKTUR. BORÇLAR KANUNU 125. MADDE UYARINCA, KURAL OLARAK ALACAK DAVALARI ON SENELİK ZAMANAŞIMINA TABİDİR. ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI DA MAL REJİMİNİN SONA ERDİĞİ TARİHTİR.

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda, mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine yönelik olup, 25.08.2005 tarihinde açılmıştır.

Boşanma davası 16.09.2002 tarihinde açılmış, tarafların boşanmalarına ilişkin karar 02.06.2004 günü kesinleşmiştir.

Davalı vekili 24.10.2005 havale tarihli dilekçesinde, Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesinde yazılı bir yıllık süre geçtiğinden bahisle zamanaşımı definde bulunmuş, mahkemece dava tarihi ile boşanma hükmünün kesinleştiği tarih arasında bir yıldan fazla zaman geçtiği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Katılma alacağının zamanaşımı konusunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda bir hüküm mevcut değildir. Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca; kural olarak alacak davaları on senelik zamanaşımına tabidir. Borçlar

nunu’nun 125. maddesindeki “bu konuda başka suretle hüküm mevcut Imadığı takdirde, her dava on senelik müruruzamana tabidir” hükmündeki (her dava) sözcüklerini “bütün alacaklar” tarzında anlamak gerekir. Zamanaşımının başlangıcı da mal rejiminin sona erdiği tarihtir (MK m. 225). Türk Medeni Kanunu’nun genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan 5. maddesi uyarınca, Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümleri, uygun düştüğü ölçüd tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. Olayda, 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Bu nedenle davalının zamanaşımı itirazının reddi ile işin esası hakkında gösterilecek deliller toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.02.2007 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Tarafların dava dosyasında mevcut nüfus kayıt örneğine göre 02.06.2004 tarihinde boşandıkları, davacı kadın tarafından 25.08.2005 tarihinde katılma alacağı (TMK m. 231) davası açıldığı ve davalı koca tarafından ileri sürülen zamanaşımı defi üzerine yerel mahkeme tarafından “TMK m. 178 hükmüne göre evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı gerekçesiyle zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verildiği, davacı tarafından davanın süresi içinde açıldığı gerekçesiyle hükmün temyiz edildiği konusunda değerli çoğunluk ile aramızda “görüş birliği” vardır.

Çekişme nedir?

Tarafların 08.04.1978 tarihinde evlendikleri ve 02.06.2004 tarihinde boşandıkları, aralarında bir mal rejimi sözleşmesi yapmadıkları için 01.01.2002-02.06.2004 tarihleri arasında kural mal rejimine (yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi) (= TMK m. 202 f. I, 218-241) tabi oldukları (4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 10 f. II) bellidir.

Eşler arasında yapılmış bir mal rejimi sözleşmesi bulunmadığı için, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere 01.01.2002-02.06.2004 tarihleri arasında davalı kocanın edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktarın yarısı üzerinde katılma alacağı bulunan davacı kadın, katılma alacağına (TMK m. 231) ilişkin istemini ne zaman gerçekleştirebilir?

Ne sebepten doğmuş olursa olsun “her türlü alacak” kural olarak zamanaşımına tabi olduğundan (EREN, s. 1234-1235, OĞUZMAN/ÖZ, s. 445) mal rejimlerine yönelik alacaklar için de belirli bir süre sessiz kalınırsa, bu hareketsizlik o alacağın artık dava edilmesine engel oluşturur. Başka bir anlatımla, zamanaşımı (Verjaehrung) söz konusu olur (EREN, s. 1232, OĞUZMAN/ÖZ, s. 442, TEKİNAY, s. 829).

Edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşlerin katılma alacağından (TMK m. 231) doğan alacak hakkı ile ilgili olarak zamanaşımı hakkında kanunda bir düzenleme “ bulunmamaktadır.

1) ZAMANAŞIMI SÜRESİ

BK m. 132 b. 3 hükmüne göre, evlilik süresince eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez.

Eşler arasındaki mal rejimi ne olursa olsun, alacak ne zaman doğmuş olursa olsun BK m. 132 b. 3 hükmü uygulanır (BECKER, s. 138, OĞUZMAN/ÖZ, s. 451).

Hemen belirtmeliyiz ki, dönüştürme davası (TMK m. 206) sonucu mal ayrılığına geçilmişse ya da eşler başka bir mal rejimine geçmişlerse (TMK m. 203) katılma alacağı (TMK m. 231) evlilik sırasında da doğar.

Zamanaşımı süresi eşler arasında mal rejimi sözleşmesi bulunup bulunmadığına göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

A) EŞLER ARASINDA BİR MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ VARSA ZAMANAŞIMI

Eşler arasında kural mal rejiminin (yasal mal rejimi=ediniimiş mallara katılma rejimi) (= TMK m. 202 f. I, 218-241) uygulanması asıl ise de, eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini yani mal ayrılığı rejimi (= TMK m. 242-243), paylaşmalı mal ayrılığı rejimi (= TMK m. 244-255), mal ortaklığı rejimini (= TMK m. 256-281) kabul edebilecekleri (TMK m. 202) gibi Kanunda öngörülen sınırlar içinde kural mal rejimi (yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi) ile ilgili farklı anlaşmalar da yapabilirler (KILIÇOĞLU, s. 76).

Türk Medeni Kanunu’nun ve Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde özel hukuk alanına giren çekişme konusu tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. Başka bir anlatımla, Türk Medeni Kanunu’nun ve Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümleri, sadece medeni hukuk ilişkilerinde değil, Ticaret Hukuku, İş Hukuku vs. gibi özel hukuk alanına giren tüm özel hukuk ilişkilerinde uygulanacaktır (Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açfklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Yetkin Yayınevi, Ankara 2007, Kısaltma: GENÇCAN-TMK-2, s. 131).

Eşler arasında bir mal rejimi sözleşmesi “varsa” katılma alacağı yönünden zamanaşımı süresi BK m. 125 gereği “sözleşmelerden doğan” talep haklarının zamanaşımı süresi olarak doğal olarak “on yıldır” (Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Yetkin Yayınevi, Ankara 2004, Kısaltma: GENÇCAN-TMK, s. 1198-1199, GENÇCAN-TMK-2, s. 1958).

B) EŞLER ARASINDA BİR MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ YOKSA ZAMANAŞIMI

Eşler arasında bir mal rejimi sözleşmesi “yoksa” katılma alacağı (TMK m. 231) yönünden zamanaşımı süresi:

Bir yıllık süre: Mal rejiminin sona ermesi (TMK m. 225) ve katılma alacağının

(TMK m. 231) varlığının öğrenilmesinden itibaren başlar,

On yıllık süre: Her durumda mal rejiminin sona ermesinden (TMK m. 225)

başlar.

a)BİR YILLIK SÜRE

Eşler arasında bir mal rejimi sözleşmesi “yoksa” katılma alacağı (TMK m. 231) yönünden zamanaşımı süresi, mal rejiminin sona ermesi (TMK m. 225) “ve” katılma alacağının (TMK m. 231) varlığının öğrenilmesinden itibaren “bir yıldır”.

Eksik katılma alacağında da (TMK m. 241) dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıldır. Eksik katılma alacağı davasında hak ihlalinin “tam olarak” bilinmesine gerek bulunmadığından (HAUSSER/BASLER, Art. 220 Nr. 29, ZEYTİN, s. 247) benzer şekilde katılma alacağında da (TMK m. 231) hak ihlalinin “tam olarak” bilinmesine gerek bulunmamaktadır (Aksi görüşe göre bir yıllık sürenin başlaması bile olanaksızdır: DURAL/ OĞUZMAN/ÖĞÜZ, s. 391).

b)ON YILLIK SÜRE

Eşler arasında bir mal rejimi sözleşmesi “yoksa” katılma alacağı (TMK m. 231) yönünden zamanaşımı süresi “her durumda” mal rejiminin sona ermesinden (TMK m. 225) başlamak üzere “on yıldır”.

2) DOĞRUDAN ON YILLIK SÜRE KANUNUN SİSTEMATİĞİNE AYKIRIDIR

Değerli çoğunluk tarafından hiçbir ayrımlama yapılmadan doğrudan on yıllık zamanaşımı süresinin benimsenmesi Kanunun sistematiğine de aykırıdır.

a)BOŞANMA SEBEBİYLE AÇILACAK DAVALARA YÖNELİK DÜZENLEMEYE

AYKIRILIK

Katılma alacağı (TMK m. 231) boşanma davalarının feri niteliğinde değildir.

Ancak, TMK m. 178 hükmüne göre, evliliğin boşanma sebebiyle son bulmasından doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden “bir yıl geçmekle” zamanaşımına uğradığı da bir gerçektir.

Bir yıllık süre için madde gerekçesinde;

”Madde, boşanma sebebiyle açılacak davaların, evliliğin boşanma nedeniyle son bulmasından itibaren bir yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu hükme bağlamaktadır. Bu hüküm sayesinde, evliliğin boşanma nedeniyle son bulmasına rağmen eşlerin ‘yıllar sonra’ maddi ya da manevi tazminat ya da ilk kez istenilen yoksulluk nafakası dolayısıyla karşı karşıya gelmeleri önlenmek istenmiştir. Bütün alacak istemleri gibi boşanmadan doğan tazminat ve yoksulluk nafakası istemlerinin de bir zamanaşımı süresinin olması gerekir. Bu süre, evliliğin boşanma sebebiyle son bulmasına ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlayacaktır.” açıklaması vardır.

Boşanma, evliliği (Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 63) ve mal rejimini sonlandıran bir sebeptir. Evliliğin boşanma sebebiyle son bulmasına rağmen eşlerin “yıllar sonra” maddi ya da manevi tazminat ya da ilk kez istenilen yoksulluk nafakası gibi sebeplerle karşı karşıya gelmelerini önlenmek isteyen Kanun Koyucunun katılma alacağında (TMK m. 231) farklı düşünmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu sistematiği ile de bağdaşmaz.

b)EKSİK KATILMA ALACAĞINA İLİŞKİN DÜZENLEMEYE AYKIRILIK

Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, “katılma alacağını” karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin “sona ermesinin” üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Eksik katılma alacağı davasında (TMK m. 241) özellikle alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkının düşeceği gözetildiğinde, katılma alacağı (TMK m. 231) için on yıllık zamanaşımı süresi uygulanması fiilen eksik katılma alacağı davasını uygulanamaz duruma getirmektedir.

3) DELİLLERİN EKSİLMESİ GERÇEĞİ

Zamanaşımı süresinin değerli çoğunluk görüşünde olduğu gibi mal rejimi “ “deşmesinin” yokluğu/bulunup bulunmadığı hiç dikkate alınmadan, eşler arasında bir mal rejimi sözleşmesi “yoksa” bile kısa süre (= bir yıl) olmaksızın/olmadan doğrudan “on yıl” olarak benimsenmesi eşleri “yıllar sonra” karşı karşıya getirmektir.

Eşlerin yıllar sonra karşı karşıya gelmesinin en önemli sakıncası ise, kanıtlama güçlüğüdür.

Zamanaşımının dayandığı esas;

Mahkemeleri aradan zaman geçtiği için inceleme zorluğu bulunan eski

olaylarla uğraşmaktan kurtarmak,

Tarafları ise, delilleri (= makbuz, senet vb.) uzun süre saklamaktan kurtar

maktır (EREN, s. 1233, OĞUZMAN/ÖZ, s. 443, JdT 1965 I 249, KILIÇOĞLU, s. 600,

TEKİNAY, S. 830, BGE 90 II 428).

Ölüm sebebiyle oluşan bir katılma alacağı davasının diyelim 30 yıllık evlilikten sonra 10 yıl zamanaşımı süresi de eklendiğinde 40 yıl önceki bir olgunun kanıtlanmasında, o belgenin saklanması bir yana tanıkların bile vefat etmiş olacakları gerçeği karşısında ne büyük zorluklar ve hak kayıplarına yol açacağı izahtan varestedir.

Uzun zaman alacağını aramayan katılma alacaklısı, borçlu eşinden;

-mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir “maddi tazminat”,

-boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan “manevi tazminat” olarak uygun miktarda bir para ödenmesini,

-boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafakayı(=yoksulluk nafakası) “10 yıl sonra isteyememesi” gibi katılma alacağı davası ile

katılma alacağını da isteyememelidir.

Kamu yararı, hukuki güven ve sosyal barış bile bunu gerektirmektedir. Alacak hakkını uzun süre aramayan bir kimsenin hukuken korumadan yoksun bırakılması, adalet duygusunu da asla zedelemez (EREN, s. 1233, TEKİNAY, s. 830).

Değerli çoğunluğun “farklı görüşüne” açıkladığım sebeplerle katılmıyorum.

Boşanma Kusur Tazminat

2. Hukuk Dairesi 1998/3787 E., 1998/4945 K.
BOŞANMA

EVLİLİK BİRLİĞİNİN YENİDEN KURULAMMASI

FİİLİ AYRILIK

KUSUR

MADDİ TAZMİNAT

MANEVİ TAZMİNAT

TAZMİNAT

“İçtihat Metni”
T.C.
Y A R G I T A Y
2.Hukuk Dairesi
Sayı :
Esas Karar
98/3787 98/4945
YARGITAY İLAMI

27.4.1998

Özet:Daha önce açtığı boşanma davası ret edilen kişi başkaca bir olay
ortaya koyup ıspat etmedikçe fiili ayrılık sebebiyle boşanma davası açan kişi
olsa dahi tam kusurludur. İsteği halinde diğer şartları varsa maddi tazminat
öder.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli
mahkemece verilen hüküm tazminat ve nafaka yönleri temyiz edilmekle evrak
okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

1-Kesinleşin boşanma konusunda yeniden hüküm kurulması doğru değilse
de bu yön, sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamış yanılgıya
işaret edinilmekle yetinilmiştir.

2-#Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm
verilmiş olmasına göre davalının aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan
temyiz itirazları yersizdir.

3-İştirak nafakası velayet hakkı kendisine verilmeyen tarafın çocuğun
bakımına katkısı için verilir. Oysa yoksulluk nafakası boşanma yüzünden
yoksulluğa düşen ve kusuru daha az olan eşe verilir. Bu nedenle mahiyetleri
farklıdır. O halde davalıya yoksulluk nafakası hükmedilecek yerde iştiak
nafakasına hükmolunması bozma nedenidir.

4-Boşanma davası açan ve davası reddedilen davacı daha sonra Medeni
Kanunun 134/4. maddesi uyarınca boşanmaya neden olan olaylarda tamamen
kusurludur.

Medeni Kanunun 143/1. maddesi mevcut ve hatta muntazar (beklenen) bir
menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kabahatsiz karı veya kocanın,
kabahatli olan taraftan maddi tazminat isteyebileceğini, 152. maddeside, evin
seçimi, karı ve çocukların uygun biçimde geçindirilmesinin kocaya ait
olduğunu öngörmüştür. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda
kadının hiçbir kusurunun olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu kadın, en
az eşinin desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve
ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesi (MK.Md,4) dikkate alınarak kadın
yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate
alınmaması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : 1-Hükmün bozma kapsamı dışındak kalan temyize konu kesimlerine
yönelik temyiz itirazlarının 2. bentte gösterilen nedenlerle REDDİNE,
2-Hükmün 3 ve 4. bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA,
temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine oyçokluğuyla karar verildi.
27.4.1998 (Pzt)

 

Boşanma Kararlarının Tanınması Tenfizi

2. Hukuk Dairesi 2009/9283 E., 2010/11533 K.
BOŞANMA KARARININ TANINMASI

MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

YABANCI MAHKEME KARARLARININ TANINMASI

ZAMANAŞIMI

 

“ÖZET”

YABANCI MAHKEMECE VERİLEN BOŞANMA KARARI TÜRKİYE’DE TANINMADIKÇA KESİN HÜKÜM ETKİSİ DOĞMAYACAĞINA GÖRE, EVLİLİĞİN BOŞANMA SEBEBİYLE SONA ERMESİNDEN DOĞAN DAVA HAKLARINDAN OLAN MANEVİ TAZMİNAT DAVASI HAKKININ KULLANILABİLMESİ, YABANCI İLAMIN TANINMIŞ OLMASI HALİNDE MÜMKÜN OLACAĞINDAN ZAMANAŞIMI SÜRESİ DE TANIMA KARARININ KESİNLEŞMESİYLE BAŞLAR.

 

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, boşanmadan sonra açılan boşanma sebebine dayalı manevi tazminat (TMK m. 174/2) isteğine ilişkin olup, 07.05.2007 tarihinde açılmıştır.

Boşanma kararı yabancı mahkemece verilmiş, 09.03.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Yabana mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz (5718 s. MÖHUK m. 58/1). Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TMK m. 178). Yabancı mahkemece verilen boşanma kararı Türkiye’de tanınmadıkça kesin hüküm etkisi doğmayacağına göre, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının kullanılabilmesi, yabana ilamın tanınmış olması halinde mümkündür. O halde Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hale geldiği tanıma kararının kesinleşmesi tarihinden başlar (2. HD’nin 15.07.2009 tarihli 2008/8466 esas 2009/14071 karar sayılı ilamı). Tanıma kararı 20.01.2009 tarihinde kesinleştiğine göre dava süresindedir. İşin esasının incelenmesi gerekirken yabana ülkedeki kesinleşme tarihinin esas alınıp davanın zamanaşımı sebebiyle reddi doğru bulunmamıştır.

Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeple (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Boşanma Tanık Dinletme

Y A R G I T A Y

2.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: KARAR NO:

2010/11672 2011/16946

DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma, Tanık Dinletme Hakkı (6100 S. HMK 240. maddesi)

 

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 25.10.2011 gününde duruşmalı temyiz eden davalı-davacı H…ile vekili gelmedi. Karşı taraf davacı-karşı davalı A…vekili Av. B…geldi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davalı-davacı kocanın 04.01.2010 tarihli dilekçeyle bildirmiş olduğu tanıklar davacı-davalı kadın tarafından açılan boşanma davası için bildirilmiş ve bu davaya yönelik olarak dinlenmiştir. Davalı-davacı koca tarafından açılan boşanma davası 11.03.2010 tarihinde davacı-davalı kadın tarafından açılan ilk dava dosyası ile birleştirilmiş; birleşen dava dosyası için taraflara delillerini sunmaları için 11.03.2010 tarihinde süre verilmesi üzerine davalı-davacı koca 29.03.2010 tarihli dilekçesiyle kendi açtığı boşanma davası için tanık bildirmiştir. Mahkemece ikinci tanık listesi verilemeyeceği gerekçesiyle tanıkların dinlenmesi talebi reddedilmiştir. Davalı-davacı kocanın kendi davasının ispatı için vermiş olduğu 29.03.2010 tarihli tanık listesi ikinci tanık listesi yasağına (1086 s.HUMK.md.274,6100 s.HMK.md.240) tabi değildir. Birleştirilmiş bile olsa, tarafların her dava için ayrı ayrı delil ve tanık listesi vermesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle, davalı-davacı kocanın kendi açtığı dava için gösterdiği tanıkları dinlenmeden karar verilmesi adil yargılanma hakkı (TC.Anayasası md.36) kapsamındaki “hukuki dinlenilme hakkı” nın (HMK.md.27) kısıtlanması sonucunu doğuran eksik incelemeyle verilmiş karar niteliğinde olup; bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı-davalı kadının boşanma davasına yönelik olan temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25.10.2011 (Salı)

Terk Nedeniyle Boşanma

2. Hukuk Dairesi 1996/1777 E., 1996/2757 K.
AYRI YAŞAMA HAKKI

BOŞANMA

DAVET

İHTAR

NAFAKA

TERK

TERKTE HAKLILIK

“İçtihat Metni”
T.C.
Y A R G I T A Y
2.Hukuk Dairesi
Sayı

Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas Karar
96/1777 96/2757

Özet:İhtar döneminde açılan ve kabul edilip kesinleşen nafaka kararı,
Medeni Kanunun 132. maddesine dayanan boşanma isteğinin kabulüne engeldir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli
mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp
düşünüldü.
”Karı-kocadan biri, evlenmenin kendisine tahmil ettiği vazifeleri ifa
etmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya muhik bir sebep olmaksızın evine
dönmedeği taktirde, ayrılık en az üc ay sürmüş ve devam etmekte bulunmuş ise
diğeri boşanma” isteyebilir (MK. 132)
Şu halde Medeni Kanunun 132. maddesi uygulaması bakımından en önemli
nokta muhik bir sebep olmaksızın eşlerin üç aydan beri ayrı yaşmalarıdır. Bu
sürenin ikinci ayının bitiminden sonra davacı eş hakimden eşine birliğe
dönmesinin ihtarını isteyebilir. 27.3.1957 günlü ve 10/1 sayılı İçtihadı
Birleştirme kararında açıklandığı üzere bu istemin samimi bir arzunun ürünü
olması gerekir. Bu ihtara rağmen ihtarı alan eş haklı bir sebep olmaksızın
birliğe dönmez ise boşanma kaçınılmazdır.
Görüldüğü gibi davalı eşin ihtar isteğinden önceki iki ay içinde ayrı
yaşamasını haklı kılan bir sebebin bulunması ve bu sebebin devam etmekte
olması boşanma kararını engeller.
Öte yandan,
”Hakim, ayrı yaşamakta olan eşlerden kabahatli olan tarafa
vazifelerini ihtar eder ve bu semeresiz kalırsa birliğin menfaatini sıyaneten
Kanunda muayyen tedbirleri ittihaz eyler” (M.K. 161)
”Karı kocadan her biri, müşterek hayatın devamı yüzünden,
sıhhati, şöhreti veya işinin terakkisi ciddi surette tehlikeye düştüğü
müddetçe ayrı bir mesken edinebilir” (M.K. 162/1)
”Karı kocadan biri talep eder ve ayrı yaşamak keyfiyeti haklı
olursa, Hakim hangisi tarafından diğerinin iaşesi için ne miktar muavenette
bulunulacağını tayin eder” (M.K. 162/3)
Şu halde yukarıda açıklanan ihtar döneminde Medeni Kanunun 162/3.
maddesine istinaden açılan nafaka davası sonucuna etkilidir. O dönemde
tarafların ayrı yaşamalarını haklı bulan bir nafaka kararı, boşanma isteğinin
kabulüne manidir.
Bu davanın davalısı kadın 22.9.1992 günü açtığı nafaka davasında ayrı
yaşamada haklı olduğunu ileri sürmüş isteğinin kabulüne dair oluşan hüküm
kesinleşmiştir. Şu halde 22.9.1992 tarihi itibariyle davalı kadın muhik
sebeplerin tahtında eşinden ayrı yaşamakta olup en az bu kararla saptanan ve
ayrı yaşamaya yol açan olayların etkisi kayboluncaya kadar davacı koca davalı
kadına eve dönmesini ihtar edemez. Bu sebeplerle davacının 13.11.1992 günlü
ihtar isteğinde kanunun öngördüğü sürelere uyulmadığından bu istek sonuç
doğurmaz. Davalıyı bir yandan 22.9.1992 günü açılan davada, bu tarih
itibariyle eşinden ayrı yaşamakta haklı görmek diğer yandan 13.11.1992 günlü
istem üzerine gönderilen kararla “sen en az 13.9.1992 gününden beri muhik
bir sebep olmadığı halde evlilik birliği dışında yaşıyorsun, bir ay içinde
birliğe dön aksi halde boşanmaya karar verilebilir” demek mümkün değil.
13.11.1992 günlü istek üzerine davalıya yapılan ihtar tebliği sonuç
doğurmayacağından Medeni Kanunun 132. maddesi uyarınca açılan boşanma
davasının reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi
doğru görülmemiştir.
SONUÇ :Hükmün açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair
yönlerin incelenmesine yer olmadığına temyiz peşin harcının yatırana geri
verilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 18.3.1996